18 Haziran 2018 Pazartesi

DR. JEKYLL İLE BAY HYDE (TUHAF BİR VAKA): Robert Louis STEVENSON

Gönderen geke güler on 04:01 with Yorum Yok

Kitabı te ocakta almışım ama ancak haziranda okuyabildim. :( Polisiye ve gerilim kitaplarından biraz uzaklaşmak için aldım kendilerini. Tamam hâlâ seviyorum okumayı fakat durmadan bi' kaçma ve kovalamaca içinde olmak biraz bunalttı beni. Üstelik artık polisiye kitapları da tekdüze olmaya başladı. Birkaç yazar dışında tabi.

Yazım spoiler içerebilir. 
Kitabın adını duyan çoğu insan konusuna az çok hakimdir diye düşünüyorum. O yüzden konusu üzerinden fazla durmayacağım.
Kitap Avukat  Utterson üzerinden anlatılıyor. Kitaba başladığımda biraz "Ne oluyoruz ya?" dedim kendi kendime. Ama ilerleyince taşlar yerine oturdu. Utterson arkadaşının anlattığı bir olayda adı geçen şahsiyetin arkadaşı Henry Jekyll'ın vasiyatnamesinde mirasını bıraktığı insan olduğunu anlar Bunun üzerine biraz kafa yorup ortak tanıdıklarına sorar. Ve Hyde'cığımızın kötü olduğu kanısına varır. Sonra da bu Hyde denen adamın, arkadaşıyla ne işi olabileceğini merak eder. Zaten olaylar da bunun etrafında gelişir.

Kitapta dikkatimi çeken bazı ayrıntılar vardı. Jekyll ile Hyde'ın aynı kişi olduğunu biliyordum fakat Hyde her zaman kısa boylu, kıllı ve çirkin suratlı tasvir ediliyordu ancak Jekyll tam tersi; uzun boylu, temiz yüzlü, kendinden emin. Bu bende biraz kafa karışıklığı yarattı. Direkt sonunu okumayı bile düşündüm ama kendimi tuttum. Bunun nedeni zeki doktorcuğumuzun yaptığı bir ilaçmış. O ilacı aldıktan sonra içinde barındırdığı kötülük kendini salıveriyormuş. Aynı şekilde Hyde olduktan sonra ilacı içerse tekrar Jekyll oluyormuş. Açıkçası hu ayrıntı beni çok etkiledi  - iyi anlamda.
Hyde, aslında Jekyll'ın içinde barındırdığı kötülüğün dışa vurulmuş hâli. Her anlamda. Aşırı davranışları olsun, insanlara karşı kaba davranışları olsun veya da yaptıklarının sonunu düşünmemesi olsun... Bu liste çoğaltılabilir. Bizim de yaptığımız bu aslında. İstediklerimizin peşinden koşmayıp prangalar vuruyoruz duygularımıza, bu da bır dağ oluşturuyor içimizde ve kendimizi yapmak istemediğimiz şeyleri yaparken buluyoruz.
Okuyun, okutturun.

1 Şubat 2018 Perşembe

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ: Ahmet Hamdi TANPINAR

Gönderen geke güler on 09:57 with Yorum Yok


Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü geçen sene okudum fakat böyle bir başyapıtı anlatmak için önce kitabı biraz sindirmeliyim diye düşündüm. Aslında kitabın özetini çıkarmak içimden gelmiyor. Çünkü anlatılmaz yaşanır türünden bir kitap. Kitaba başladığınız zaman daha ne olduğunu anlamadan kendinizi kitabın içinde bulacaksınız -bence. Ama yine de üstünkörü biraz değineceğim.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün kuruluşundan batışına(?) kadar Hayri İrdal'ın hayatını anlatıyor.
Halit Ayarcı'nın kitaba dahil olmasıyla kitap neredeyse bütün seyrini değiştiriyor. Burdan Ayarcı'nın kitabın bel kemiği olduğunu söyleyebiliriz. Saatleri bir yaşam tarzı olarak seçen İrdal ile girişimci olarak niteleyebileceğimiz Ayarcı'nın uyumu insanı hayretler içerisinde bırakıyor resmen. Yer yer Ayarcı'ya hayran kalıp yer yer de İrdal'ın başından geçen trajikomik olaylarla Ahmet Hamdi (Tanpınar)'nin konu akışını canlı tutması kesinlikle ve kesinlikle takdir edilmeli. Özellikle Hayri İrdal'ın yaşam öyküsü ve olayların, yerlerin veya mekanların birbiriyle uyumu gerçek hayatta olsa bu kadar inandırıcı olmaz dedirtiyor. Tek bir yanlışın bütün doğruları götürmesi de buna dahil. Kitabı ağzım açık okudum diyebilirim.
En sevdiğim şeylerden biri de Halit Ayarcı'nın olaylardan çıkarımları keşke bizim de şöyle bir yol gösterenimiz olsa dedirtiyor. O çıkarımlar, o sözler...

"... On dakika, hatta beş dakika, üç dakika üzerinde düşünmek her işi gülünç yapabilir. Herhangi bir şeyi mantığın dışına çıkarmamız için ona biraz dikkat etmemiz kâfidir."

"... Etrafımıza zaman şuurunu vereceğiz. İçinde yaşadığımız havaya bir yığın kelime ve fikir atacağız. İnsan her şeyden evvel iştir, iş ise zamandır, diyeceğiz. Bu müsbet bir hareket değil midir?"